post

Uyuşturucu Ticaretinden Onanan İki Cezasından Biri Kaldırıldı.

Adana 4 Ağır Ceza Mahkemesi Sanık … hakkında 12.08.2014 tarihinde işlediği ileri sürülen uyuşturucu satmak suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası vermiş, karar temyizde Yargıtay 10 Ceza Dairesi’nin 27.11.2015 tarih ve 2015/33083 Sayılı kararı ile ONANMIŞTIR.

Devamı

post

Ceza Mahkemesinde Neden Mahkumiyetinize Karar Verilir?

           Hakkında ceza davası açılan sanık, yargılama boyunca suçunun ispat edilemediğini, cezalandırılması için yeterli delil olmadığını, sunduğu deliller, dinlettiği tanıklarla şikayetçinin iddialarını çürüttüğünü düşünebilir. Yahut avukatının “merak etme, bir şey çıkmaz bu dosyadan, kesin beraat edeceksin gibi sözlerine inanabilir. (ki haliyle inanmak da isteyecektir) Bu nedenle hakkında mahkumiyet kararı verildiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar. Neden ceza aldım? diye düşünür durur. Avukatına sorduğunda bu kez “merak etme itiraz/temyiz edeceğiz İstinafta/Yargıtay’da bu karar kesin bozulur.” şeklinde bir cevapla karşılaşır. Ancak bu sefer içine bir kuşku düşer, çünkü daha önce de beraat edeceğine yönelik benzer vaatler duymuştur.

          Neden mahkum edildim? sorusunun cevabı aslında oldukça basittir

      Hakkınızda iddianame düzenlenip dava açıldığında, davanın sınırlarını iddianamedeki anlatım ve sevk maddeleri belirleyecektir ve ülkemizde iddianame bir nev’i mahkumiyet kararı taslağıdır. Ceza davası sürecinde mahkeme, iddianamede anlatılan olaya ilişkin soruşturma aşamasında ifadeleri alınan tarafları, tanıkları çağırıp tekrar dinleyecek hatta yanlış da olsa bazen “karakoldaki-savcılıktaki ifademi tekrar ediyorum” şeklindeki anlatımlarıyla yetinerek bir an önce karar vermeye çalışacaktır. Öncelikle mahkemenin önünde binlerce dosya vardır ve hayatınızı ilgilendiren dosya mahkeme için yalnızca sonuçlandırılması gereken bir iştir. Yine mahkemede karar verecek olan hakim de insandır ve genel kuraldır; insanoğlu basit olanı tercih eder.

          Eğer dava boyunca dert anlatmaktan, suçu inkardan öteye geçerek mahkemeye beraat kararına gerekçe gösterebileceği formatta ve hukuki yeterlilikte bir çalışma sunamadıysanız (avukatınız tarafından sunulmasını sağlamadıysanız) mahkemenin elindeki tek ve en basit seçenek; iddianamedeki anlatımın bir benzerini (aşağı yukarı aynısını) tekrar edip iddianamede belirtilen kanun maddelerinden cezalandırılmanıza yani mahkumiyetinize karar vermek olacaktır. Çünkü beraatinize karar verilmesi için iddianamedeki anlatıma karşı aynı hukuki değerde bir gerekçe oluşturmak gerekecektir ki bu da ciddi emek ve vakit gerektirir, binlerce dosyaya bakan mahkeme bunu oluşturmaya çalışmaktan kaçınabilir.

       Diğer bir deyişle dava açıldığında dosyada yalnızca tek seçenek; a) iddianame (mahkumiyet kararı taslağı) vardır. Sizin b) şıkkını yani mahkemece beraat kararına gerekçe gösterilebilecek formatta ve hukuki yeterlilikte bir çalışma (beraat kararı taslağı) sunmanız gerekir ki beraat etme ihtimaliniz güçlensin. Yine bölge adliye mahkemesindeki istinaf yahut yargıtaydaki temyiz incelemesinin lehinize sonuçlanması ihtimali de istinaf yahut temyiz dilekçenizin yeterliliğiyle orantılı olarak artacaktır. Çünkü orada karar verecek olan hakimler de insandır ve onlar için en basit seçenek şablon bir karar kullanarakistinaf başvurusunun esastan reddine”  ya da “usul ve yasaya uygun hükmün onanmasınakarar vermektir. Dikkat ederseniz esastan red veya onama kararlarının hemen hemen hepsinin gerekçesinde itirazlarınızın ne sebeple reddedildiği yazmaz. Aynı olumsuz şablon gerekçe kopyala yapıştır yapılarak yüzbinlerce dosyaya sunulmaktadır. Yani aleyhinize karar verilmesi hiçbir emek ve zaman gerektirmezken, lehinize karar verilmesi aksini gerektirmektedir ve bu gerçek de aleyhinize karar verilmesi (kararın onanması) ihtimalini peşinen yükseltmektedir. Yargı sistemimizdeki zaafları ve uygulama eksikliklerini giderebilecek en önemli unsur ceza avukatıdır ve imkanınız doğrultusunda edinebileceğiniz en iyi ceza avukatıyla çalışmanız şüphesiz yararınıza olacaktır.

       Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Cinsel İstismarda Şikayetten Vazgeçilmesi Mahkumiyetinize Sebep Olabilir

Cinsel suçlarla ilgili mahkumiyet kararı verilmiş yüzlerce dosyada karşı tarafın (mağdurun veya ailesinin) şikayetten vazgeçme dilekçesi vermiş olduğunu fark etmekteyim. Müvekkillerin bir çoğu önceki avukatlarının yönlendirmesi doğrultusunda karşı tarafın bu tür bir dilekçe vermesini temin ettiklerini, dilekçede mağdurun suça konu olayı uydurduğu/iftira attığı  kabul edildiği ve şikayetten vazgeçildiği halde neden ceza aldıklarını bilmediklerini ifade etmektedirler. Onlara mahkum edilmelerinin sebeplerinden birinin de bu dilekçe olduğunu söylediğimde ise şaşırmaktadırlar.

Ciddi nitelikteki cinsel suçlar yani; TCK. 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı, TCK.103/1 Çocuğun basit cinsel istismarı ve TCK. 103/2 Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçları istisnai 2 hal  (TCK. 102/2-2. cümle Nitelikli cinsel saldırının resmi nikahlı eşe karşı işlenmesi ve TCK 103/1-son cümle sarkıntılık düzeyinde kalmış basit cinsel istismar suçunda failin yani suçu işleyenin de çocuk olması hali) dışında zaten şikayete bağlı değildir. Dolayısıyla cinsel suçlarda karşı tarafın şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesinin hatta içeriğinde kullanılan lehinize ifadelerin size hukuken hiçbir faydası olmayacaktır. Aksine bu durum mahkemenin aleyhinize kanaat edinmesine, mahkumiyetinize karar vermesine sebep olacaktır.

Neden mi?

Öncelikle cinsel suçlarda mahkemeye sunulan şikayetten vazgeçme dilekçelerinin bir avukatın elinden çıktığı, imzalayanların iradesini yansıtmadığı dilekçenin her yerinden anlaşılmaktadır. Dilekçenin bilgisayarda hukuki-ağır terimlerle yazılması (şikayetten vazgeçme zarureti hasıl olmuştur, mahkemenizin şu sayılı dosyasında katılan sıfatını haiziz, mağdurenin anne babasıyız ve sair dilekçedeki hemen her cümle), mağdureye  ve anne babasına imza açılarak basit karalamadan ibaret (öyle bir dilekçeyi hazırlayacak eğitime sahip olmadıklarını gösterir şekilde) imzalarını atmalarının sağlanması gibi.

Yine sandığınızın aksine ceza mahkemeleri cinsel suçlarda bu tür dilekçelerle yüzlerce kez karşılaşmaktadır. Makalenin ilk paragrafında belirttiğim sebeple şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmesi zaten hukuken hiçbir şey ifade etmediği (ve hazırlayanın-hazırlatanın bilgisizliğini gösterdiği) gibi dilekçedeki lehinize ifadeler de aleyhinize kanaat oluşturacaktır. Yani verilmesinin lehinize olduğunu düşündüğünüz belki de temin edebilmek için oldukça yanlış şekilde; bir sürü para harcadığınız, yakınlarınızın mağdurenin ailesine yalvarmasını ya da onları tehdit etmelerini göze aldığınız bu şikayetten vazgeçme dilekçesi sizin için TAM TERSİ YÖNDE bir etki doğuracak, mahkumiyet sebeplerinizden biri olacaktır.

Şikayetten vazgeçme dilekçesiMağdurun/ailesinin bu dilekçeyi sanığın yakınlarının para vermesi, yalvarması, psikolojik baskı-tehdit uygulaması ve sair iradeleri dışında bir sebeple verdiğini deyim yerindeyse HAYKIRMAKTADIR. Özetle mağdurun şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesi her halukârda aleyhinizedir. Peki karşı yanın yani mağdur ve ailesinin insafa gelip de suçsuzluğunuzu kanıtlamanızda size yardımcı olmak istemesi faydanıza olmaz mı? Tabii ki ancak asla bu şekilde değil.

Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Uyuşturucu Suçlarında Yargıtay Bozma Kararları

1) Sanık aleyhine suç vasfının hatalı tayini;

Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak ile uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunun ayrımına ilişkin özel bir makalemiz bulunduğundan konuyu burada tekrar etmemekte uyuşturucu madde suçlarına ilişkin diğer suç vasfı yanılgılarından birkaçına örnek vermekteyiz.

a) Uyuşturucu maddeyi nakletme yerine ithalden ceza verilmesi;

Sanığın eylemi uyuşturucu maddeyi ithal veya ihraç etme olarak değerlendirildiğinde 20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezasını gerektirirken, eylemin nakletme olarak nitelendirilmesi halinde 10 yıl hapis cezası gerektirmektedir. Dolayısıyla suç vasfında yanılgı verilecek ceza miktarı açısından anormal fark doğurmaktadır.

Sanığın yakalanan uyuşturucu maddeleri Türkiye’de bırakacağına veya başkasına vereceğine dair yeterli delil bulunmadığı, transit geçiş niteliğindeki eyleminin ithal değil, uyuşturucu madde nakletme suçunu oluşturduğu, TCK’nın 188/3. maddesi yerine, 188/1. maddesi uyarınca ithal suçundan hüküm kurularak fazla ceza verilmesi hatalıdır.(Yargıtay 20. Ceza Dairesi 27.10.2016)

b) Suç delillerini gizleme yerine uyuşturucu madde ticaretinden ceza verilmesi

Hatalı şekilde uyuşturucu madde ticaretinden mahkum edilen sanığın eylemi suç delillerini gizleme olarak nitelendirildiğinde 6 aydan 5 yıla kadar hapis gerektirmekte olup sanık bu madde uyarınca mahkum edilse dahi ceza verilirken alt sınırdan ciddi oranda uzaklaşılmadığı sürece muhtemelen hapis dahi yatmayacaktır. Dolayısıyla suç vasfında yanılgı, verilecek ceza miktarı açısından anormal fark doğurmaktadır.

Sanığın eski eşi olan diğer sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna iştirak ettiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı, arama yapmak için görevliler geldiği sırada, esrarların ele geçmesini önlemek amacıyla 4 paket esrarı pencereden dışarıya atmak şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK’nın 281. Maddesinde tanımlanan “suç delillerini gizleme” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması hatalıdır. (T.C. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 19.02.2016)

2) Sanığın yardım eden yerine fail olarak cezalandırılması;

TCK.’nın 39 maddesine göre suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, 15 yıldan 20 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. Yani süreli hapis cezası (örneğin 20 yıl hapis) verilmesi gereken bir eylemde yardım eden kişiye en fazla 8 yıl hapis cezası verilebilecektir. Dolayısıyla yardım eden kişinin hatalı şekilde fail olarak nitelendirilmesi haksız yere oldukça fazla ceza yatmasına sebep olacaktır.

Uyuşturucu madde kullanıcısını diğer sanığı götürüp buluşturarak uyuşturucu madde temin etmesini sağladığı dosya kapsamına uygun biçimde kabul edilen sanığın eyleminin yardım etme niteliğinde olduğu dikkate alınarak cezasından TCK’nın 39. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle fazla ceza tayini  hatalıdır. (T.C. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 05.10.2016)

3) Suçun 3 veya daha fazla kişi ile işlendiğinden bahisle fazla ceza verilmesi:

TCK’nın 188/5 maddesine göre uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının, 3 veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Sanığın diğer sanıklar Murat, Muhammed ve Hasan’la iştirak iradesi ile hareket ettiğine dair yeterli delil bulunmadığı dolayısıyla uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi durumunun söz konusu olmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında hükmolunan temel cezanın TCK’nın 188/5. maddesi uyarınca arttırılmayacağının gözetilmemesi hatalıdır.

4) Hatalı şekilde TCK. 43. zincirleme suç hükümlerinin uygulanması:

“…Sanığın başkasına vermek üzere üzerinde bulundurduğu 2 paket eroini birden çok kişiye vereceğine dair her türlü şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı gözetilmeden sanık hakkında TCK’nın 43. maddesinde öngörülen “zincirleme suç” hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesihükmün BOZULMASINA…’’(T.C. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 06.02.2017)

5) Hatalı şekilde teşdiden ( alt sınırdan uzaklaşılarak ) ceza verilmesi;

      “…. Sanıklar hakkında TCK’nın 188/3. maddesi gereğince dosya kapsamına uymayan ve yasada belirtilmeyen gerekçelerle alt sınırdan uzaklaşılarak hapis cezasına hükmedilmesi …hükmün BOZULMASINA…” (T.C. Yargıtay 20. Ceza Dairesi 08.12.2016)

6) Uyuşturucu madde niteliğinin yanlış değerlendirilmesi;

       “…..Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün raporuna göre; suç konusu uyuşturucu maddelerin esrar ve MDMA etken maddesini içeren tabletler olduğu, MDMA etken maddesinin TCK’nın 188. maddesinin 4. fıkrasında sayılan uyuşturucu ve uyarıcı maddeler arasında yer almadığı gözetilmeden, sanığın cezasının TCK’nın 188/4. maddesi uyarınca arttırılması yasaya aykırı …hükmün BOZULMASINA…” (T.C. Yargıtay 20. Ceza Dairesi 21.12.2016)

Uyuşturucu madde suçlarından hatalı şekilde fazla ceza verilmesine dair sebepler ve örnekler bunlarla sınırlı değildir, hatta bu makalede yer alan bilgiler uyuşturucu suçlarına bakan ceza avukatlarının bu konuda bilmesi gerekenlerin %10’u dahi değildir.

Eğer uyuşturucu madde suçlarından sanık olarak yargılanıyorsanız, cezalandırıldıysanız hatta cezanız kesinleştiyse bile uyuşturucu madde suçlarına ilişkin güncel hukuki mevzuata ve teknik donanıma (Yargıtay ve İstinaf uygulamalarına, binlerce karara) hakim bir ceza avukatından destek almanız tavsiye olunur. Çünkü suç işlemiş olsanız ve beraat etmeniz teknik olarak hiçbir şekilde mümkün olmasa dahi hak ettiğinizden fazla ceza almış olabilirsiniz ve bu durum yakınlarınıza bir an önce kavuşmanızı engelliyor olabilir.

Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Kullanıcıya (İçiciye) Uyuşturucu Madde Ticaretinden Ceza Verilmesi

Uyuşturucu madde suçlarından yargılananlar, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun cezasının uyuşturucu madde ticareti yapmakla kıyaslanamayacak derecede hafif olduğunun bilincindedir. Fakat  çoğu sanık ve avukatı mahkemenin bu ayrımı yaparken gerçekten “neleri dikkate aldığını” bilmeyerek yahut durumu “basite” indirgeyerek hatalı savunma yapmakta ve sonucunda sanık neden uyuşturucu madde ticaretinden mahkumiyetine karar verildiğini anlayamamaktadır.

Sanık dosyasına göre kullanma yönünde savunma yapması gerekirken uyuşturucu maddeden haberi olmadığını, uyuşturucu maddenin bir başkasına ait olduğunu, bir başkasına ait eşyayı taşırken içinde ne olduğunu bilmediğini v.s. savunabilir. Yahut dosya içeriğine göre farklı yönde savunma yapması gerekirken hatalı olarak kullanıcı olduğunu da ileri sürebilir. Hatalı savunma sonucunda mahkeme aslında sanığın eylemi kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu halde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasına karar verebilir.

Aşağıdaki karardan da anlaşılacağı üzere kullanım açısından; ele geçen uyuşturucu maddenin türüne göre miktarı önemli olmakla birlikte miktar tek başına sanığın mahkumiyeti veya beraati için yeterli değildir. Miktar az olsa da yan deliller uyuşturucu madde ticaretini gösteriyorsa sanığın mahkumiyetine veyahut aksi durumda miktar çok olsa da beraatine karar verilebilir. Bu nedenle mahkemenin mahkumiyete karar verirken hangi hususlara dikkat ettiği doğru tespit edilip salt miktara takılı kalarak savunma yapılmamalıdır.

“..Dairemizin genel uygulamalarına göre, başka delil yoksa 20 köke kadar dikili kenevirin kişisel kullanım kapsamında değerlendirilebileceği”(T.C. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 03.02.2017)

Sanıkların savunmasının aksine, ele geçen ve kişisel kullanım miktarı kapsamında olan esrarı kullanma amacı dışında satma veya başkalarına verme gibi bir maksatla bulundurduklarına dair delil bulunmadığı anlaşıldığından sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi hatalıdır. (T.C. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 21.12.2016)

Dosyada ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı az olsa da sanık aleyhine uyuşturucu madde ticaretini işaret eden yan deliller mevcut ise (tanık beyanı, hts kayıtları, fiziki takip tutanağı, uyuşturucu maddenin satışa hazır halde fişeklenmiş şekilde yahut hassas terazi gibi satışa yönelik eşyalarla birlikte geçmesi v.s.) savunma şeklinin miktarın ötesine geçmesi gerekir. Dikkat edilecek ONLARCA farklı husus vardır. Örneğin ele geçirilen uyuşturucu maddenin nerede ve ne şekilde ele geçtiği de satış amacı olup olmadığını göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Uyuşturucu madde suçları TCK.’da oldukça yüksek hapis cezaları öngörülen ciddi suçlardandır. Eğer uyuşturucu madde ticareti suçundan (veya herhangi bir suçtan) yargılanıyorsanız savunmanız için, hakkınızda ceza verilip de kanun yoluna başvuracaksanız kanun yolu başvurusunun layıkıyla yapılması için, cezanız kesinleşti ise kesinleşmiş hapis cezasına karşı olağanüstü kanun yollarına başvuru açısından  güncel ceza hukukuna yani İstinaf ve Yargıtay uygulamalarına (yakın tarihli binlerce örnek olaya) hakim bir ceza avukatının desteğinden yararlanmanız faydanıza olacaktır.

    Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Uyuşturucu Suçlarında Yargıtay Ve İstinaf Dairelerinin Beraat Gerekçeleri

         Uyuşturucu madde suçlarından sanık olarak yargılanıyorsanız dosyanızdaki tüm özellikler değerlendirilip durumunuza en uygun düşecek savunmanın yapılmasıceza almanız halinde de önce mahkemenin neden mahkumiyetinize karar verdiğinin “doğru şekilde tespit edilmesi” sonrasında da yüzlerce usul ve yasa maddesi yönünden dosyanız incelenerek istinaf veya temyiz başvurunuzun “size özel olarak” hazırlanması gerekmektedir. Çünkü uyuşturucu madde suçlarında genel nitelikteki savunmalar mahkumiyeti engellemezken, detaylı ve özel bir savunmayla bazen dosyadaki her delil suç işlediğini gösterse bile sanığın beraat etmesi mümkün olabilmektedir.

        Bu makale uyuşturucu madde suçlarına bakmakla görevli Yargıtay Ceza Dairelerinin ve İstinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemelerinin sanığın beraatine yönelik binlerce kararı incelendikten sonra kaleme alınmış olup aşağıda Yargıtayın uyuşturucu madde suçlarıyla ilgili bozma kararlarına örnekler verilmiştir.  Uyuşturucu madde suçlarına ilişkin her dava dosyasının özellikleri ve kapsamındaki deliller farklıdır. Makalemizde yer verebildiğimiz kısım uyuşturucu madde suçlarına bakan bir ceza avukatının bilmesi gerekenlerin belki yüzde onluk kısmına tekabül eder. Bu nedenle alıntılanan Yargıtay kararlarının dosyanızla birebir örtüşüp sizi ceza almaktan kurtarmasını beklemeyiniz.

       Diğer yandan bu makale tüm suçlarda olduğu gibi uyuşturucu madde suçlarında da ceza avukatlığının son derece teknik ve ciddi bir mevzuata hakim olmayı gerektirdiğini fark etmenizde ve avukat seçiminizde mutlaka fayda sağlayacaktır. Çünkü maalesef ülkemizde ceza avukatı olarak görev yapan meslektaşların ne kadar okuduklarını, ne bildiklerini ölçen, onları denetleyen bir sistem mevcut değildir. Bu nedenle yargılandığınız suçla ilgili araştırma yapıp yasal mevzuatı ve makaleleri okumanız avukatınızın uyuşturucu madde suçlarında yeterli donanıma sahip olup olmadığını anlayabilmeniz açısından zorunludur.

1) Delil yetersizliği; 

      Genel nitelikte bir beraat gerekçesi olup dosyadaki tüm delillerin (tanık beyanları, kamera kayıtları, hts kayıtları, kriminal raporları, arama, yakalama, elkoyma ve üst arama tutanakları vs.) birlikte değerlendirilmesinden sonra mahkeme tarafından sanığın cezalandırılmasına yeterli vicdani kanaate ulaşılamadığını ifade eder. Bu nedenle aşağıda sanık lehine bu sonuca ulaşılmasında en etkili olduğu düşünülen husus yüzlerce farklı karardan bir tanesi ile örneklendirilmiştir.

a) Uyuşturucu madde ile sanığın ilgisi bulunduğunun net olarak tespit edilememesi;

      Sanıklar Celal ve Hakan’ın, diğer sanıklarda ele geçirilen uyuşturucu madde ile ilgileri olduğuna veya bu kişilerin suçuna iştirak ettiklerine dair yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine hükmedilmesi hatalıdır. (Yargıtay 10. Ceza Dairesi 11.01.2017)

b) Telefon görüşme tutanaklarının-HTS Kayıtlarının cezalandırmaya yetmemesi;

      İçeriklerine değişik anlamlar yüklenmesi mümkün olan telefon konuşmaları dışında ve savunmaların aksine diğer sanık …’da ele geçirilen uyuşturucu maddelerle ilgileri olduğuna ya da suçuna iştirak ettiklerine dair yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıklar hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması hatalıdır. (T.C. Yargıtay 20. Ceza Dairesi 29.11.2016) 

      HTS Kayıtlarının uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyet hükmü verilmesine yeterli delil teşkil etmediği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hatalıdır. ( Aynı yönde T.C. Yargıtay 20. Ceza Dairesi 22.11.2016)

c) Eylemin hazırlık hareketi kapsamında kalması;

     Sanığın,  ‘in evine gitme şeklinde gerçekleşen eyleminde kast belirlenemediği gibi eyleminin hazırlık hareketi kapsamında kaldığı, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hatalıdır. (Yargıtay 20. Ceza Dairesi 27.10.2016)

     Uyuşturucu madde suçlarında diğer beraat gerekçelerine ve sanık lehine suç vasfının değişmesi, sanığın yararlanabileceği indirim maddeleri yahut hatalı ceza artırımı yapılan hallere yönelik Yargıtay bozma kararlarına bundan sonraki makalelerimizde yer verilecektir.

      Ceza avukatlığı başka bir dava türüne vakit ayırmanın mümkün olmadığı, sürekli okumayı ve güncellemeyi (binlerce Yargıtay ve istinaf kararına hakim olmayı) gerektiren son derece teknik bir iştir. Ceza tehdidi altında olan bir sanığın savunması, duruşma hazırlığı, istinaf dilekçesi, temyiz dilekçesi ciddi emek ve uzun süreli çalışma gerektirir. Bu nedenle ceza avukatı seçerken dikkatli olmanız, mevcut avukatınızın dosyanıza ve konuya hakimiyetinden şüphe duymanız halinde de maddi kaygıları bir kenara bırakarak dosyanız hangi aşamada olursa olsun bir an önce farklı bir ceza avukatı edinmeniz tavsiye olunur.

     Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Cinsel Suçlarda Yargıtay Ve İstinaf Dairelerinin Beraat Gerekçeleri

     Cinsel istismar (veya cinsel saldırıya) ilişkin dosyaların her biri farklıdır. Nasıl ki aynı kıyafetin herkesin üzerine tam oturması mümkün değilse cinsel suçlarda her beraat gerekçesi de her dosyaya uymaz, geçerli olmaz. Çünkü her dosyanın mağduru, mağdurun aşamalardaki iddiaları, iddiaya konu olayın geçtiği yer, adli mercilere yansıma şekli ve zamanı, tanık anlatımları, sanığın beyanları ve gösterdiği deliller, sosyal inceleme raporu, adli muayene raporları ve görüşme tutanaklarının içeriği v.b. FARKLIDIR. Bu nedenle dosyanızdaki tüm özellikler değerlendirilip durumunuza uygun düşecek şekilde savunma yapılması, ceza almanız halinde de mahkemenin neden mahkumiyet verdiği “doğru tespit edilerek (bu konuda sıklıkla yanılgıya düşülmektedir.) istinaf veya temyiz başvurusunun da “dosyanızdaki onlarca hususta inceleme yapılarak” size özel hazırlanması gerekmektedir.

    Bu makale Yargıtay Ceza Dairelerinin (ve İstinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemelerinin) sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle verdiği binlerce bozma kararı incelendikten sonra hazırlanmış olup yukarıda izah ettiğim sebeple aşağıda yer verdiğim birkaç örnek karar dahil cinsel suçlara ilişkin internette bulacağınız hiçbir kararın dosyanızla birebir örtüşmesini, size doğrudan fayda sağlamasını  beklemeyiniz.

1) Delil yetersizliği; Cinsel suçlarda en sık kullanılan, genel beraat gerekçesidir; esasen gerekçe de değil sonuçtur. Çünkü bu gerekçe dosya kapsamındaki taraf ve tanık beyanları, raporlar, deliller, tutanaklar hep birlikte değerlendirildikten sonra yalnızca sanığın cezalandırılmasına yeterli vicdani kanaate ulaşılamadığını ifade eder ve kararlara “sanığın mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, somut, tarafsız, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından müsnet suçtan beraatine karar verilmesişeklinde yansır. Bu nedenle aşağıdaki örneklerde sanık lehine bu sonuca ulaşılmasında en etkili olduğu düşünülen hususa yer verilmeye çalışılmıştır.

a) Husumet ; Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/11974 E. 2017/735 K. 16.02.2017

       Özel Daire burada sanığın müşteki ile arasında boşanma davasına da konu olan bir husumetin bulunduğu yönünde tanık anlatımları ile de desteklenen savunmasını mağdurenin çelişkili beyanlarına üstün tutarak sanığın, mağdureye yönelik beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.

b) Mağdure beyanlarının yetersizliği; Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/10597 E. 2017/530 K. 07.02.2017

        Özel Daire burada Mağdurenin yaşı sebebiyle ifade verememesi, diğer mağdurenin de beyanlarının içerikten yoksun olup suçun unsurlarını açıklayamaması nazara alarak sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkumiyetine ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiştir

c) Mağdurenin çelişkili beyanları; Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/10138 E. 2017/200K. 17.01.2017

         Özel Daire burada mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanlarını dikkate alarak sanığın eyleminde cinsel amaç bulunup bulunmadığı hususunda şüpheye düşmüş ve sanığın beraati gerektiğinden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.

d) Mağdurenin olaydan çok uzun süre sonra şikayette bulunması ve olaydan sonra Sanıktan uzaklaşmayıp yakın irtibatına devam etmesi; Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/7823 E. 2017/11 K. 09.01.2017

        Yukarıda delil yetersizliği başlığı altında özel beraat gerekçelerinden dördüne örnek verilmiş olup Ceza Dairelerinin kararlarında ön plana çıkardığı, burada zikredilmeyen sayısız farklı beraat gerekçesi mevcuttur. Belki başka bir makalemizi sırf bu örneklere ayırabiliriz.

2) Gerekçesiz hüküm kurulması; Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2015/9316 E. 2016/8707 K. 26.12.2016

3) Suçun unsurlarının oluşmaması

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/9555 E. 2016/8587 K. 19.12.2016

     Cinsel suçlar TCK.’da oldukça yüksek hapis cezaları öngörülen ciddi suçlardandır. Cinsel suçla yargılanan bir sanığa kasten adam öldürme ve uyuşturucu madde ticareti suçundan daha yüksek cezalar rahatlıkla verilebilmektedir. Bu nedenle beraatiniz mümkün olmadığı takdirde üzerinize atılı suçun niteliğinin lehinize değişmesi bile ceza miktarının lehinize ciddi miktarda azalmasını sağlayabillir. Diğer yandan suç vasfının aleyhinize hatalı şekilde tayini (basit cinsel istismar yerine organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar, cinsel taciz yerine basit cinsel istismar gibi), şartları oluşmadığı halde hakkınızda suçun nitelikli hallerinin (TCK. 103/4 cebir nedeniyle artırım gibi)  veya zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, teşdide gidilmesi, teşebbüs yerine tamamlanmış suçtan hüküm kurulması da ceza miktarının aleyhinize anormal şekilde artmasına yol açabilir.

    Eğer haksız yere böyle ciddi bir ithamla karşılaştı iseniz yapabileceğiniz tek şey edinebileceğiniz en iyi ceza avukatıyla mümkün olan en kısa sürede çalışmaya başlamaktır.

    Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Banka Ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçunda İstinaf ve Yargıtay Beraat Gerekçeleri

  1. Sanığın sahibinin rızası ile kullandığını iddia ettiği suça konu kartı uzun süre kullanması, kart sahibinin çok sonra şikayette bulunmuş olması, kart borçlarının ilk etapta düzenli olarak ödenmiş olması, dolayısıyla başkasına ait kredi kartını (veya kart bilgilerini) haksız yere ele geçirdiğine ilişkin cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği, (Aynı yönde Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/8904 E. 2017/1539 K. 20.02.2017)
  2. Sanığın suçun hazırlık hareketlerini tamamladığı ancak icra hareketlerine başlamadığı, yapılan hazırlık hareketlerinin bir suç oluşturmadığı gözetildiğinde beraatine hükmedilmesi gerektiği. (Aynı yönde Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/906 E. 2016/4007 K. 28.03.2016)
  3. Suç tarihinde dava konusu kartın kapatılmış olduğunun bankanın yazısında belirtilmesi, kartın başka hesapla ilişkilendirildiğine dair de bir emare bulunmadığından işlenemez suçun söz konusu olduğu, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği. (Aynı yönde Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2015/1303 E. 2016/5253 K. 07.06.2016)

Banka ve kredi kartının kötüye kullanılması suçundan yargılanan sanığın dikkat etmesi gereken önemli hususlar;

      -Banka ve kredi kartının kötüye kullanılması suçu  mahkemeler tarafından en çok banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık sıklıkla da; hırsızlık, bilişim sistemini engelleme veya bozma, kişisel verileri kopyalama, güveni kötüye kullanma, mala zarar verme suçları ile karıştırılmakta olup Yargıtay (ve İstinaf) Ceza Daireleri bu hususta bugüne dek binlerce bozma kararı vermiştir. (Yargıtay 15. C.D. 2016/581 E. 2016/3902 K. 25.04.2016, Yargıtay 8. C.D.2016/1437 E. 2016/5453 K. 21.04.2016, Yargıtay 13. C.D. 2015/835 E. 2016/3921 K. 08.03.2016 v.b.) Bu nedenle iddianamedeki sevk maddesinin hatalı olabileceği dikkate alınarak suç tipi doğru tespit edilip doğru savunma yapılmalıdır ki Sanık hak kaybına uğramasın. Burada konuya hakim bir ceza avukatının desteği zaruridir.

    –Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu etkin pişmanlık hükümlerine uygun suçlardandır. Sanık suçu işlemiş olsa ve inkar imkanı olmasa da usulüne uygun şekilde kart sahibinin zararını gidermesi halinde cezasında ciddi miktarda indirim yapılır. Etkin pişmanlık uygulaması basit göründüğü kadar hassas bir konudur. Hatalı-eksik uygulanırsa fayda değil zarar getirebilir. Bu nedenle etkin pişmanlık konusunda Yargıtay ve İstinaf uygulamalarının tümüne hakim bir ceza avukatından mutlaka destek alınmalıdır.

-Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu teşebbüse uygun suçlardır. Teşebbüs halinde sanığın cezası ¼ ile ¾ arasında bir oranda indirilir. Bazen mahkemelerin teşebbüs hükümleri uygulanması gerekirken sanığı suçu tamamlamış gibi fazlaca cezalandırdığı görülmektedir.

Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı hallerde dahi yanılgıya düşülerek sanığın cezasında haksız yere artırıma gidildiği görülmektedir. (Aynı yönde. Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/6252 E. 2015/24258 K. 09.11.2015)

Bu hatalar istinaf (veya temyiz) aşamasında mutlaka belirtilmelidir.

– Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan yargılama yapan mahkemenin yargılamada toplaması gereken pek çok delil ve araştırması gereken bir çok husus vardır. Bunlar yerine getirilmeden sanığın mahkumiyetine karar verilmesi Yargıtay ve İstinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından bozma sebebi yapılmaktadır. Örneğin; yüzleştirme yapılmaması, sanıkların teşhise elverişli fotoğrafları ile ATM güvenlik kamera kayıtları ve bilirkişi raporunun Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek belirtilen eylemi yapan şahısların sanıklar olup olmadığının kesin biçimde belirlenmemesi, HTS raporu istenmemesi, suça konu kredi kartıyla yapılan işlemlerin satıcı firma tarafından iptal edilip edilmediği, satın alınan ürünlerin teslimat adreslerine gönderilip gönderilmediği ve kredi kartından yapılan çekimlerin kredi kartına iade edilip edilmediğinin saptanmaması, adli emanette kayıtlı bulunan ses CD’si üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak telefon görüşmesinin kim tarafından gerçekleştirildiğinin tespit olunmaması gibi somut olayın özelliğine göre pek çok husus araştırılmalıdır.

Eğer banka ve kredi kartının kötüye kullanılması suçundan (veya herhangi bir suçtan) yargılanıyorsanız savunmanız için, hakkınızda ceza verilip de kanun yoluna başvuracaksanız kanun yolu başvurusunun layıkıyla yapılması için, cezanız kesinleşti ise kesinleşmiş hapis cezasına karşı olağanüstü kanun yollarına başvuru açısından güncel ceza hukukuna hakim bir ceza avukatının desteğinden yararlanmanız faydanıza olacaktır.

Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Gizlice Alınan Ses Kaydı Delil Olur Mu?

 

Bir kişinin masumiyetini ya da suçluluğunu ispat etmek için gizlice (kayda alınan kişinin bilgisi ve rızası olmaksızın) alınan ses (veya görüntü) kaydı ceza mahkemesinde hukuken geçerli bir delil midir? Ses kaydı yapan kişinin cezai sorumluluğu doğar mı? Habersizce yapılan ses kaydı yargılamanın yenilenmesi için delil olarak kullanılabilir mi?

CMK. 217/2’ye göre yüklenen suç, hukuka uygun  bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Yani kural; hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin ceza mahkemesinde kullanılamamasıdır. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre istisnai durumlarda habersizce alınan ses veya görüntü kaydı hukuka uygun bir delil olarak kabul edilmektedir.

Örneğin telefonla hakarete, tehdite, tacize, şantaja v.b. maruz kalan, bulunduğu ortamda kendisinden rüşvet istenen veya ortamdaki konuşmalardan haksız bir iftiraya uğradığı anlaşılan kişi yetkili makamlara delil olarak sunmak amacıyla bulunduğu ortamdaki veya telefon görüşmesi sırasındaki konuşmaları kayıt altına alıp şikayetçi olurken de delil olarak kullanabilir. Mağdurun elde ettiği bu tür deliller hukuka uygun sayılacaktır. Yine bu şekilde elde edilen delil kesinleşmiş bir davanın yeniden görülmesini gerektirir nitelikte ise yargılamanın yenilenmesi talebine de konu edilebilir

“….Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme imkanının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur….. Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların, 5271 sayılı CYY’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirmesi, bu bağlamda hakim kararı olmadığından bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi olanaklı olmayıp, rüşvet istenmek suretiyle sanıklar tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği suçla ilgili olarakbir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir….” ( YCGK. 2012/5-1270 E. 2013/248 K. 21.05.2013 )

Aşağıdaki karar içeriğinden, gizlice ses kaydı yapan şahsın bu delili kullanarak aleyhine yalan tanıklık eden kişinin cezalandırılmasını sağladığı anlaşılmaktadır. Şüphesiz ki böyle bir delil önceki yargılamanın yenilenmesi sebebi de teşkil edebilir.

“…sanığın kendisine ait dükkanda, katılan ile yaptığı iki adet görüşmeyi cep telefonu ses kayıt özelliğiyle kayda aldığı, bu konuşmalar sırasında, katılanın sanığa,Ben ikinizi birlikte görmedim, o zaman o şekilde beyanda bulunmak zorunda kaldım, sana sinirimden bu şekilde davrandımşeklinde beyanlarda bulunduğu, sanığın bu konuşmaları CD’ye aktarıp yalan tanıklık suçundan katılan hakkında şikayette bulunduğu, şikayeti üzerine açılan davada katılan hakkında yalan tanıklık suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği” (T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/11860 E. 2014/2963 K. 10.02.2014)

Ses kaydı yapan kişinin cezai sorumluluğu;

Kendisinin veya bir yakınının suçsuzluğunu, yahut kendisine-bir yakınına karşı işlenen bir suçu ispatlama amacıyla tarafı olduğu, ani gelişen-tesadüfi bir konuşmayı gizlice kayıt eden kişi, kayda aldığı konuşmaları, adli makamlar dışında üçüncü kişi ya da kişilerle paylaşmadı ise, kaydı içeren CD’yi ve görüşme dökümlerini çoğaltarak başkalarına dağıtmadı ise yani delili elde ederken ve sonrasında hukuka aykırı bir bilinçle hareket etmedi ise hakkında dava açılsa da mahkumiyetine karar verilemez.

“…Sanığın, katılanlarla yaptığı yüz yüze konuşma içeriğini kaydedip, bu kaydı içeren CD’yi, adli ve idari soruşturma dosyası ekinde delil olarak vermesi biçimindeki eylemleri, TCK’nın 133. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların kaydedilmesi suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de, görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına dair hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, katılanlar hakkındaki adli ve idari soruşturmaya konu iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir” (T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2016/1776 E. 2016/5346 K. 30.03.2016)

        ‘’… görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, babası hakkında görülen davada, babası lehine ileri sürülen iddialarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği göz önünde bulundurulduğunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi… hükmün BOZULMASINA’’ (T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/2950 E. 2015/17627 K. 11.11.2015)

“….sanığın, ablası….’ın suçsuz olduğu yönündeki iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği, sanığa atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı’’(T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/26127 E. 2014/10758 K. 05.05.2014)

Son olarak ses kaydı habersizce alınmış olsa da geçerli olabilmesi için tesadüfen-ani gelişen bir konuşmaya ilişkin olmalıdır. Çünkü hukuka aykırı şekilde (habersizce) elde edilen ses kaydı delil olarak kabul görebilirse de Yargıtay hukuka aykırı şekilde yaratılan (önceden hazırlık yapılarak, tuzak kurularak elde edilmiş) delilleri kabul etmemektedir. Burada çok ince bir ayrım mevcuttur. Dolayısıyla habersizce alınan ses ve/veya görüntü kaydının, yapılacak bir şikayette, devam etmekte olan bir ceza davasında ya da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebebi teşkil etmek üzere delil olarak kullanılması konusunda bir ceza avukatından destek almanız faydanıza olacaktır.

post

Psikiyatrik Rahatsızlıkları Bulunan Hükümlü Yeniden Yargılanacak!

Tekirdağ (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesi 29/03/2011 tarih ve 2011/219 Sayılı kararı ile Sanık …’un güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına karar verdi. Sanık avukatı tarafından temyiz edilen mahkumiyet hükmü Yargıtay 23. Ceza Dairesi tarafından 17/09/2015 tarihinde onanarak kesinleşti.

Kararın kesinleşmesinden sonra hükümlü müdafi yargılamanın yenilenmesi talebinde bulundu ise de talep Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27/01/2016 tarihli ek kararı ile reddedildi. Hükümlü vekili  red kararına da itiraz etti ancak Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesi 23/02/2016 tarihli kararı ile itirazı kesin olarak reddetti.

Hükümlü vekili bu defa CMK.’nın 309. Maddesi uyarınca Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin red kararına karşı Adalet Bakanlığı’na kanun yararına bozma başvurusunda bulundu. 

Adalet Bakanlığı C.İ.G.M 24/06/2016 tarihinde özetle sanığın, kararın kesinleşmesinden sonra mahkemeye ibraz ettiği  …Hastanesinin 02/02/2016 tarihli adli raporunda sanığın bipolar bozukluk ve kısmi remisyonda olduğunun tespit edildiği, işbu rapora istinaden sanığın Tekirdağ 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 19/02/2016 tarihli ilamı ile vesayet altına alındığının belirtilmesi karşısında, 5237 Sayılı TCK.’nın 32. maddesi gereğince akıl hastalığı sebebiyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığının veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığının Adli Tıp Kurumunca tespiti lüzumunun bulunması nedeniyle, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne karar verilerek bu yönde rapor alınması gerektiğinden bahisle kanun yararına bozma talebinde bulundu.

Talebi yerinde gören Yargıtay 23. Ceza Dairesi 24.11.2016 tarihinde  2016/10045 K. Sayılı kararı ile Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23/02/2016 tarihli red kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA karar verdi.

Sonuç olarak hükümlü yeniden yargılanacak, muhtemelen bu kez hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilecek.

Yukarıda yer verilen emsal karar hukukta başvurulabilecek pek çok kanun yolu olduğunu, mahkumiyet kararı kesinleşen sanıkların umutsuzluğa kapılmadan iyi bir ceza avukatı edinerek hukuk mücadelelerini sürdürmeleri gerektiğini göstermektedir. Oldukça ağır cezalara mahkum edilip mahkumiyeti onanarak kesinleşen binlerce hükümlü belki de bu tür kanun yollarından bihaber olduğu için mağduriyetini kanıtlayamamakta, yok yere hapis yatmaktadır.

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30