post

Cinsel İstismardan Onanan 18 Yıl 9 Aylık Hapis Cezası Kaldırıldı.

Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi  30.04.2015 tarihinde Sanık …’ın 12 yaşındaki üvey kızı ….’ya karşı zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediğinden bahisle 18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. (Mağdure karakolda 2012-2014 yılları arası sanığın, annesi evde yokken defalarca kendisine istismarda bulunduğunu oldukça ayrıntılı şekilde iddia etmiştir.)

Devamı

post

Cinsel İstismarda Şikayetten Vazgeçilmesi Mahkumiyetinize Sebep Olabilir

Cinsel suçlarla ilgili mahkumiyet kararı verilmiş yüzlerce dosyada karşı tarafın (mağdurun veya ailesinin) şikayetten vazgeçme dilekçesi vermiş olduğunu fark etmekteyim. Müvekkillerin bir çoğu önceki avukatlarının yönlendirmesi doğrultusunda karşı tarafın bu tür bir dilekçe vermesini temin ettiklerini, dilekçede mağdurun suça konu olayı uydurduğu/iftira attığı  kabul edildiği ve şikayetten vazgeçildiği halde neden ceza aldıklarını bilmediklerini ifade etmektedirler. Onlara mahkum edilmelerinin sebeplerinden birinin de bu dilekçe olduğunu söylediğimde ise şaşırmaktadırlar.

Ciddi nitelikteki cinsel suçlar yani; TCK. 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı, TCK.103/1 Çocuğun basit cinsel istismarı ve TCK. 103/2 Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçları istisnai 2 hal  (TCK. 102/2-2. cümle Nitelikli cinsel saldırının resmi nikahlı eşe karşı işlenmesi ve TCK 103/1-son cümle sarkıntılık düzeyinde kalmış basit cinsel istismar suçunda failin yani suçu işleyenin de çocuk olması hali) dışında zaten şikayete bağlı değildir. Dolayısıyla cinsel suçlarda karşı tarafın şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesinin hatta içeriğinde kullanılan lehinize ifadelerin size hukuken hiçbir faydası olmayacaktır. Aksine bu durum mahkemenin aleyhinize kanaat edinmesine, mahkumiyetinize karar vermesine sebep olacaktır.

Neden mi?

Öncelikle cinsel suçlarda mahkemeye sunulan şikayetten vazgeçme dilekçelerinin bir avukatın elinden çıktığı, imzalayanların iradesini yansıtmadığı dilekçenin her yerinden anlaşılmaktadır. Dilekçenin bilgisayarda hukuki-ağır terimlerle yazılması (şikayetten vazgeçme zarureti hasıl olmuştur, mahkemenizin şu sayılı dosyasında katılan sıfatını haiziz, mağdurenin anne babasıyız ve sair dilekçedeki hemen her cümle), mağdureye  ve anne babasına imza açılarak basit karalamadan ibaret (öyle bir dilekçeyi hazırlayacak eğitime sahip olmadıklarını gösterir şekilde) imzalarını atmalarının sağlanması gibi.

Yine sandığınızın aksine ceza mahkemeleri cinsel suçlarda bu tür dilekçelerle yüzlerce kez karşılaşmaktadır. Makalenin ilk paragrafında belirttiğim sebeple şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmesi zaten hukuken hiçbir şey ifade etmediği (ve hazırlayanın-hazırlatanın bilgisizliğini gösterdiği) gibi dilekçedeki lehinize ifadeler de aleyhinize kanaat oluşturacaktır. Yani verilmesinin lehinize olduğunu düşündüğünüz belki de temin edebilmek için oldukça yanlış şekilde; bir sürü para harcadığınız, yakınlarınızın mağdurenin ailesine yalvarmasını ya da onları tehdit etmelerini göze aldığınız bu şikayetten vazgeçme dilekçesi sizin için TAM TERSİ YÖNDE bir etki doğuracak, mahkumiyet sebeplerinizden biri olacaktır.

Şikayetten vazgeçme dilekçesiMağdurun/ailesinin bu dilekçeyi sanığın yakınlarının para vermesi, yalvarması, psikolojik baskı-tehdit uygulaması ve sair iradeleri dışında bir sebeple verdiğini deyim yerindeyse HAYKIRMAKTADIR. Özetle mağdurun şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesi her halukârda aleyhinizedir. Peki karşı yanın yani mağdur ve ailesinin insafa gelip de suçsuzluğunuzu kanıtlamanızda size yardımcı olmak istemesi faydanıza olmaz mı? Tabii ki ancak asla bu şekilde değil.

Özgürlüğünüz değerlidir.

post

Çocuğun Cinsel İstismarı İftirası İle Yargılanmak

Cinsel suçlara bakan ceza avukatları dışında yalnızca başına gelen bilir; çocuğun cinsel istismarı suçuyla yargılanmanız, hatta cezalandırılmanız için çoğu kez küçük bir çocuğun sözü yeterlidir.Ahmet amca benim …a elledi.” , “Öğretmenim bacağıma, göğsüme dokundu” gibi bir söz suçsuz da olsanız hayatınızı karartabilir. Bilmeyenler “Olur mu canım öyle saçma şey” diyecekler. Çünkü adalet sistemimizden bihaberler ve umarım öğrenmek zorunda da kalmazlar.

Çocuğun cinsel istismarı suçuyla itham edildiğiniz andan itibaren iş arkadaşlarınız, komşularınız, dostunuz görünüp sendelemenizi bekleyen kim varsa “suçlu” damgasını yapıştıracaklar üzerinize… Öyle ki herkes sizi görmezden gelecek, yolunu değiştirecek. Kötü bakışları, fısıltıları duyacaksınız her yerde. Eğer esnafsanız alışveriş yapılmayacak dükkanınızdan ve eğer size yüz çevirmedilerse hala ailenizden bile uzak duracak herkes. Belki de en çok, yakınlarınızın sizden şüphe duyduğunu fark ettiğinizde üzüleceksiniz. Tutuklu değilseniz yaşayacağınız bu toplum baskısı dava sürecinde adli makamlarda yaşayacaklarınızın yanında ne yazık ki hafif kalacak.

Savcılığa ifade vermeye gittiğinizde, savcı içinden sana niye iftira etsin ki küçük bir çocuk, kesin bir şey yapmışsındır diyecek, suç vasfının ağırlığı diyecek tutuklama talebiyle sizi mahkemeye sevk edecek. Olayın şokunu atlatamadan sulh ceza hakiminin önüne, sorguya çıkacaksınız ve büyük ihtimalle de tutuklanacaksınız. Çünkü ne böyle bir ithama hazırlıklıydınız ne de sizi uyaran iyi bir ceza avukatınız vardı. Tutuklanmayıp salıverilseniz de davanız bitene kadar içiniz içinizi yiyecek (ki kaygınızda haklısınız). Hele “Tanık yok, delil yok, bir çocuğun lafıyla bir insan hayatını, onurunu, geleceğini çalamazlar ya” der de, dava sürecini hafife alır, iyi bir ceza avukatı da edinmezseniz vay halinize. Ceza yargılamasının çıkmaz sokaklarında dolaşıp dururken savunma yapıyorum sanacaksınız. Savcı mütalaasında iddianamede ne varsa aynen tekrar edip cezalandırılmanızı istediğinde şaşıracaksınız. Mahkeme de muhtemelen mütalaaya uygun şekilde ceza verecek.

“Çünkü çocuğun cinsel istismarı davalarında hep çocukların yalan söylemeyecekleri üzerinden yola çıkılır. Ama onlar sık sık yalan söylerler.”

Cinsel istismar davalarında çocukların var olmayan şeyleri ayrıntılı şekilde tasvir ettiklerine yüzlerce kez şahit olunmuştur. Çocuklar televizyonda gördükleri, anne babalarından duydukları şeyleri hayal güçleriyle birleştirdiklerinde siz bile en yakınınızdan şüphe edersiniz.

Diğer yandan bazı adli görevliler cinsel istismar mağduruna öyle bir yaklaşırlar ki biraz üstüne gitseler çocuk uydurduğunu itiraf edecekken müsaade etmezler, hatta çocuk bazen kendiliğinden itiraf etmek ister de kabul etmezler. Çünkü onlara göre çocuk kesin istismarı anlatmakta zorlanıyordur, inkar ediyorsa da utandığından, çekindiğindendir. İfadesindeki çelişkileri görmezden gelir, konuyu bildiklerinden onun yerine mantıklı şekilde toparlar, hatta çocuk sıkışıp sorularına cevap veremezse de Sana şöyle mi yaptı Ahmet amcan, böyle mi yaptı öğretmenin diyerek onun yerine ifadesini oluşturur sözde iyilik yaparlar.

Yazının başında “küçük bir çocuğun sözü cinsel istismardan cezalandırılmanız için yeterlidir demiştim, düzeltiyorum; böyle “iyiliksever” adli görevlilere ve cinsel suçlara hakim olmayan bir meslektaşa denk gelirseniz çocuğun “kafasını sallayarak” onaylaması da yeterlidir.

Çoğu cinsel istismar sanığı adam öldürenden daha çok ceza alır; çünkü istismarda haksız tahrik, meşru müdafaada sınırın aşılması gibi hafifletici veya hukuka uygunluk teşkil eden sebepler yoktur, aksine bir sürü artırım sebebi vardır. Eğer haksız yere cinsel istismar şüphelisi / sanığı haline geldiyseniz bir an önce edinebileceğiniz en iyi ceza avukatıyla çalışın.

Özgürlüğünüz değerlidir.

 

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30

post

Çapkınlık Yapmak İsterken Hapse Girmeyin

Ceza dosyalarından örneklerle yaşanmış olaylar üzerinden hayat kadınları ya da modern tabirle “escort”larla ilişkiye giren erkeklere uyarılar;

Bu makalede fuhuş sebebiyle yakalanabileceğiz bir cinsel hastalık veya duşa girdiğiniz sırada cüzdanınızdan çalınabilecek, fark etseniz de şikayet konusu edemeyeceğiniz paradan çok daha önemli bir konu; haksız yere hapse girme hatta ömrünüzü hapiste geçirme riskiniz üzerinde durulacaktır.

Öncelikle fuhuş yani bir erkekle bir kadının (cinsel tercihe göre taraflar değişebilir.) para karşılığında ilişkiye girmesi Türk Ceza Kanunu’na göre suç değildir. Yani fuhuş yapan kadın ya da onunla birlikte olan adamın kanunen suç teşkil eden bir eylemi yoktur, hapis cezası almaları da söz konusu olmayacaktır. (Ancak örneğin fuhuş yapan kadını telefonla aradığınızda başka bir arkadaşını da yanında getirmesini veya kendisi yerine başka birisini göndermesini isterseniz o da kabul ederse, arkadaşının fuhuş yapmasına aracılık eden kadın TCK.’nın 227. maddesinde düzenlenen fuhuşa aracılık suçunu işlemiş olur. Ceza dosyalarındaki telefon dinleme tutanaklarından fuhuş yapan kadınların genellikle müsait olmadıkları günlerde/durumlarda arayan müşteriyi başka bir arkadaşına yönlendirmek suretiyle bu suçun faili haline geldiklerini görmekteyiz.)

Eğer bir arkadaşınız için fuhuş yapan bir kadınla temasa geçerek ilişki kurmalarını sağlarsanız siz de fuhuşa aracılık suçunu işlemiş olacaksınız. TCK.’nın 227. maddesinde düzenlenen fuhuşa aracılık suçu 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Yasanın 12. maddesi ile telefon dinlemesi yapılabilecek suçlar arasına alınmış olup aradığınız numaranın dinlenen bir numara olması muhtemeldir. Dolayısıyla eğer telefon görüşmeniz sırasında aracılık anlamına gelecek bir konuşma yaparsanız polisin bu konuda yaptığı operasyonlardan birisine de kolaylıkla takılabilirsiniz.

Buraya kadar anlattıklarım yani arkadaşınıza “sözde” iyilik yapmak isterken bir anda fuhuşa aracılık suçu şüphelisi/sanığı haline gelme riskinizden çok daha vahim sonuçlar doğurabilecek, hatta hayatınızı hapiste geçirmenize yol açabilecek yaşanmış bazı örneklerle uyarılarımızı sürdürelim;

  Türk Ceza Kanununa göre geçimini fuhuştan sağlayan bir kadına karşı işlenecek cinsel bir suçun, alelade bir kadına karşı işlenmiş suçtan hiçbir farkı yoktur, sanık aynı şekilde cezalandırılır. Ancak toplumda fuhuş yapan kadınların cinsel saldırıya, gaspa uğrama veya öldürülme ihtimalinin nispeten fazla olduğu da maalesef gerçektir. Eğer ilişki için, güvenlik kamerası sistemi olmayan vasat bir otelin odasını yahut fuhuş yapan kişinin evini tercih ederseniz, orada bıraktığınız dna örnekleri sebebiyle ilişkinizden sonra başka birisinin işlediği bir suçun şüphelisi/sanığı durumuna gelebilir, haksız yere cezalandırılabilirsiniz. Örneğin yakın tarihte sonuçlanan bir ceza dosyasında; fuhuş yapan kadının evine zorla giren 8 kişi, kadının kafasına poşet geçirip bantlayarak sırayla cinsel saldırı ve yağma suçlarını işlemişlerdir. Kadın faillerden ikisinin yüzünü görmüş ve teşhis etmişse de diğer 6 faili teşhis edememiştir. Bunun üzerine polis mağdur kadının evindeki yatak, çarşaf, masa, sehpa vs. üzerinden aldığı dna örnekleri üzerinden soruşturma yürütmüş, dna örneği eşleşen bir şüpheli (müşteri), olay sırasında gözleri bantlı olduğu için mağdur tarafından teşhis edilememişse de dna eşleşmesine itibarla tutuklanmış, hakkında cinsel saldırı, yağma v.s. suçlardan 30 yılı geçen hapis cezası istemiyle dava açılmış, sanık uzun süre tutuklu kalmış, yıllarca da ömrünü hapiste geçirme tehdidi altında yaşamıştır. Yine bir escortun öldürülmesi halinde telefon kaydı, dna örneği gibi materyaller üzerinden tespit edilen o günkü müşterilerin derdini anlatması eğer konuya hakim bir avukatları yoksa oldukça zor, tutuklanmaları bir o kadar kolay olacaktır. Bu şekilde olaydan önce mağdurla müşteri olarak görüşmesi sebebiyle yani sırf şüphe üzerine uzun süre tutuklu kalan, hatta yargılamada kendisini yeterince savunamadığı için cinsel saldırı, yağma ve öldürme gibi suçlardan korkunç hapis cezalarına mahkum edilen ve halen cezaevinde bulunan vatandaşlar mevcuttur.

Diğer yandan eğer fuhuş yaptığınız kişinin 15 yaşından küçük olduğu tespit edilirse, ilişki için sizden para almış ve rıza göstermiş olması hukuken hiçbir anlam ifade etmez. Bir çocuğa tecavüz etmekle yargılanırsınız ki şuan için cezası en az 16 yıl hapistir.

Dikkat edin çapkınlık yapmak isterken ömrünüzü hapiste geçirmeyin. Olur da uyarılacak aşamayı geçtiyseniz de vakit kaybetmeden imkanlarınız doğrultusunda edinebileceğiniz en iyi ceza avukatıyla çalışın. Çünkü yargılama süreci sandığınız kadar hassas ilerlemeyecek ve atılı suç vasfı nedeniyle mahkemece cezaevinde ne kadar kaldığınız da maalesef pek umursanmayacak.

Özgürlüğünüz değerlidir.

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30

post

Çocuk Tecavüzü Meşrulaştırılıyor Yalanı

Şu sıralar oldukça yanlış ve maksatlı şekilde çocuk tecavüzü meşrulaştırılıyor denilerek gündemi meşgul eden konuda işin aslını bilmeden yüksek sesli eleştiride bulunan, ceza hukukundan bihaber sade vatandaşa lafım yok. Çünkü oradan, çok haklıymışsınız, aksini savunmak gericilikmiş, çocuk gelinlere müsaade etmekmiş gibi görünüyor sizin için.

Medyaya ceza hukuku profesörü, ceza avukatı, hukukçu titriyle “Çocuk tecavüzü meşrulaştırılıyor” diye oldukça yanlış  beyanat verenler ve hukuken bilgili olduğu halde menfaat icabı muhalif olanların yaptığı ise halkı hükümete karşı kışkırtmaya çalışmaktan yani provokasyondan başka bir şey değil. Niçin? Niçinini onlar gayet iyi biliyorlar da ben, “acaba hükümet bu kadar eleştirilecek, tepki çekecek bir kanun teklifini niye verdi?” diye düşünebilen sade vatandaşı bilgilendirmek istedim

Ceza hukukçuları bilirler; çocuğun cinsel istismarı suçlarıyla ilgili temyiz incelemesi yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesi “YILLARDIR” “aile birliğinin korunması” gerekçesiyle 15 yaşından küçüklerle evlenenlerin ve ailelerinin cinsel istismar suçundan ceza almaması sonucunu doğuracak çok sayıda bozma kararı vermiştir. Bu bozma kararlarında özellikle “sanık ve mağdurun içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumlarına, sanığın ulaşmak istediği amaç ile mağdurun içinde bulunduğu hale dikkat çekilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı bu bozma kararlarından bazılarına itirazda bulunarak konuyu Ceza Genel Kuruluna götürmüş ve itiraz gerekçesinde özetle;

“Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 15 yaşından küçük mağdureler ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunan ancak daha sonra mağdure ile resmi evlilik yapan veya birlikte yaşamaya devam eden ve ortak çocukları olan sanıklarla ilgili davalarda mağdurenin görünüm itibariyle 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağının araştırılması gerektiğinden bahisle bozma kararları verdiği görülmektedir. Aile birliğini sağlamaya matuf bu uygulama, konunun “HUKUKİ OLMAKTAN ZİYADE VİCDANİ OLARAK DEĞERLENDİRİLDİĞİ” kanaati uyandırmaktadır. Uygulama, aynı durumda olup da resmi evlilik gerçekleştirmeyen sanıklar yönünden haksızlık oluşturabilecektir. Yine bu kararların çocukların cinsel istismarı suçunu cebir veya tehdit ile gerçekleştiren sanıklar açısından da uygulanabilecek olması sakıncalıdır ” demiştir.

Şimdi buradan ne anlıyoruz? Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin küçük yaşta evlenip aile kurmuş, çocuk sahibi olmuş kişilerin 15-20 yıl cezaevinde geçirmelerine neden olacak VİCDANI ZEDELEYEN MAHKUMİYET KARARLARINI bir şekilde sebep “yaratarak” defalarca bozduğunu, itiraz eden Yargıtay C. Başsavcılığının dahi “Ben senin bu bozma kararlarında aile birliğini sağlamaya yönelik ve vicdanen hareket ettiğinin farkındayım, bu durumun vicdanları zedelediğini ben de biliyorum, ancak bu yaptığın mevcut hukuki mevzuata uygun değil ve ayrıca bozma kararının ilerde suçu cebir ve tehditle gerçekleştiren sanıklara da uygulanabilme ihtimalini sakıncalı görüyorum dediğini anlıyoruz.

Anayasa Madde 138/1 “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.”

İşte sorun burada; vicdani olan mevzuata uygun değil.

Meclise sunulan tartışma konusu önergeye bakalım;

Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden OLMAKSIZIN, 16.11.2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi Muhakemesi Kanununun 231. maddesindeki koşullara bakılmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir.”

Yani önerge ile “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak cinsel istismarda bulunan (tecavüzcü)” kapsam dışında bırakılarak Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin vicdani bozma kararlarına itirazda bulunan Yargıtay C. Başsavcılığı’nın çekinceleri GİDERİLİRKEN. HAKİMİN VİCDANINA UYGUN OLAN MEVZUATA DA UYGUN hale getiriliyor.

Diğer yandan TCK.’nın çocuğa cinsel istismarı düzenleyen 103. maddesine yönelik yakın zamanda yürürlüğe girecek AYM. iptal kararları farklı yaş gruplarındaki mağdurlara karşı işlenen suçların orantılı şekilde cezalandırılmasını sağlamak, örneğin 14 yaşını doldurmuş bir genç kızın rızasıyla cinsel yakınlık kurduğu erkek arkadaşını, 2 yaşında bir çocuğa karşı cinsel suç işleyen sanıkla aynı kefeye koyup aynı cezaya çarptırmamak için verilmiştir. Dolayısıyla kanunun mevcut haliyle rızalarını hukuken geçerli kabul etmediği 12-15 yaş aralığındaki “kişilerin rızalarının bulunduğu” olaylarda  cinsel suçlarda lehe düzenlemelerin yapılması AYM iptal kararlarına da uygundur.

Yine TCK.’ya göre kişilerin cezai sorumluluğu  12 yaşından başlatılırken diğer yandan 13-14 yaşındaki kişinin rızasının geçerli sayılmaması, dolayısıyla 13-14 yaşındaki kişi ile rızasıyla cinsellik kuran sanığın cinsel istismar (tecavüz) suçundan cezalandırılması çelişkilidir. 12 yaşındaki suç işlerse cezalandırıp 14 yaşındakinin rızasına itibar etmemek mantığa da aykırıdır.

Şimdi işin bu tarafını bilip de bilmezlikten gelmek, “çocuk tecavüzü meşrulaştırılıyor” demek provokasyon değil de nedir?

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30

post

Cinsel Suçlarda Yeni Kanun Kimleri Etkileyecek?

      Kanunumuzda cinsel suçlar; TCK 102 Cinsel Saldırı, TCK 103 Çocuğun cinsel istismarı, TCK 104 Reşit olmayanla cinsel ilişki ve TCK 105 Cinsel Taciz olarak düzenlenmiştir.

      Ülkemizde cinsel suçlarla ilgili sık sık kanun değişiklikleri yapıldığı (ve yakın zamanda yine yapılacağı) için mahkemece suç tarihinden sonraki değişiklikler dikkate alınarak suç tarihindeki düzenleme ile karşılaştırılmalı, eğer mahkumiyet hükmü kurulacaksa da gerekçeli kararda hangi kanunun sanık lehine olduğu tartışılıp tespit edilmeli ve sanık lehine olan kanun uygulanmalıdır. (Eğer sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleştikten sonra lehe kanun değişikliği yapılmışsa bu defa yerel mahkemece uyarlama yargılaması yapılması gündeme gelecektir.)

       Lehe kanun tespitinin hiç veya gerektiği gibi yapılmadığı hallerde yerel mahkemenin bu hatalı uygulaması sanık avukatı tarafından istinaf (veya eski dosyalarda temyiz) incelemesine konu edilmeli, uyarlama yargılaması yapılması gereken hallerde ise sanık müdafii (avukatı) tarafından gerektiğinde talepte bulunularak müddetnamenin yeniden hesaplanması sağlanmalı, hükümlünün fazla ceza yatması önlenmelidir.

     Cinsel suçlarda sanığı temsil eden ceza avukatı, sanığın beraati ile sonuçlanmayan dosyalarda diğer itiraz konuları dışında suç vasfının ve ceza miktarının sanık aleyhine hatalı tespit edilip edilmediği konusunu da titizlikle irdelemelidir. Çünkü uygulamada yerel mahkemelerce sanık açısından lehe kanunun tespit edilmediği veya yanlış tespit edildiği, hatta suç vasfında hataya düşülerek sanık aleyhine fazla ceza tayin edildiği binlerce örnek vardır.

    18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı kanun ile TCK.’nın 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde ciddi değişiklikler yapılmış, cezalar ciddi miktarda artırılmış, suç kapsamları genişletilmiş ve tartışmalara yol açan TCK.’nın 102. maddesinin 6. fıkrasındaki mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hali tamamen kaldırılmıştır. Dolayısıyla kanunun önceki halinde mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmadığı tespit edildiğinde sanık lehine değerlendirilen bu hususun da değişiklik sonrasında değerlendirme dışı tutulmasına karar verilmiştir.

    Son olarak Anayasa Mahkemesi’nin 26.05.2016 tarihli kararı ile TCK.’nın 103/1 maddesi iptal edilmiştir. Karar Resmi Gazetede yayınlanmasından (13.07.2016) itibaren 6 ay sonra yani 13.01.2017 tarihinde yürürlüğe girecektir. Yine daha önce Anayasa Mahkemesinin TCK.’nın 103/2 maddesine yönelik iptal kararının da 11.12.2016 tarihinde yürürlüğe gireceği dikkate alınırsa yakın zamanda doğacak ciddi kanun boşluğunu önlemek açısından cinsel suçlarla ilgili  birkaç ay içerisinde kanun değişikliği yapılacaktır. Burada özellikle 12-15 yaş arasında olan ve kanunun mevcut haliyle rızalarını hukuken geçerli kabul etmediği mağdurların yeni kanunda rızalarına itibar edileceği ve 12-15 yaş aralığındaki “mağdurların rızalarının bulunduğu” olaylarda  cinsel suç sanıkları ve hükümlüleri açısından lehe düzenlemelerin yapılacağını, ceza miktarlarının düşürüleceğini tahmin ediyorum. Zira Türk Ceza Kanunu’nda bir yandan ceza sorumluluğunu sanıklar açısından 12 yaşından başlatırken diğer yandan 14 yaşındaki mağdurun rızasını geçerli saymayarak sanığı cezalandırmak çelişkilidir. (12 yaşındakinin davranışlarını cezalandırılabilir görüp 14 yaşındakinin rızasına itibar etmemek, geçerli saymamak mantığa da aykırıdır.) Diğer yandan örneğin 14 yaşını doldurmuş bir genç kızın rızasıyla cinsel yakınlık kurduğu erkek arkadaşını çocuğun cinsel istismarı suçu işlediğinden bahisle ağır şekilde cezalandırmak, yani 4 yaşında bir çocuğa karşı cinsel suç işleyen sanıkla aynı kefeye koyup aynı madde ile yargılayıp aynı cezaya çarptırmak hakkaniyete aykırıdır.

      Ülkemiz kırsalında halen imam nikahıyla evlenen 15 yaşından küçüklerin bulunduğu da düşünülürse konunun hassasiyetinin şimdiye dek fark edilmemesi ilginçtir. Kanaatimce kişilerin evlenmeleri için kanunda öngörülen yasal yaş sınırı dahi yeterli değildir. Ancak tüm suçlarda olduğu gibi cinsel suçlarda da yanlışları ağırlıkları ile orantılı şekilde cezalandırmak gerekir.

    Cinsel suçların yargılamasında dikkat edilecek onlarca kriter vardır. Eğer haksız yere cinsel suçla yargılandığınızı veya hak ettiğinizden fazla ceza aldığınızı düşünüyorsanız vakit kaybetmeden cinsel suçlara hakim bir ceza avukatı edinmeniz faydanıza olacaktır.

    Özgürlüğünüz değerlidir.

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30

post

Yargıtay 14 Ceza Dairesi Onama Kararını Kaldırdı

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN DAHA ÖNCE VERDİĞİ ONAMA KARARINI CMK 308 İTİRAZI ÜZARİNE KALDIRDI.

Kozan Ağır Ceza Mahkemesi 25.12.2014 tarihinde Sanık E. D. hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verdi

Sanık müdafiinin kararı temyiz etmesi üzerine, Yargıtay 14. Ceza Dairesi 18.05.2015 tarihinde mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı onama kararından 6 ay sonra 18.11.2015 tarihinde Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin onama kararının kaldırılarak hükmün sanık lehine bozulması talebi ile 5271 Sayılı CMK. 308. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince onama kararına itiraz etti.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazını yerinde görerek İTİRAZIN KABULÜNE, daha önce verilen 18.05.2015 tarihli onama kararının 6352 Sayılı Kanun’un 99. maddesiyle 5271 Sayılı CMK.’nın 308. maddesine eklenen 2. ve 3. fıkraları uyarınca KALDIRILMASINA, Kozan Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 25.12.2014 tarihli mahkumiyet hükmünün itiraz yazısına uygun olarak 19.01.2016 tarihinde oybirliğiyle BOZULMASINA karar verdi.

Özetle; Usule aykırı şekilde TCK 103/6 maddesinin uygulanması ve sanık hakkında TCK. 49/1 ve 103/6. maddelerine aykırı şekilde fazla ceza tayin edilmesi bozma gerekçeleri olarak kabul edildi.

Önemli Bilgi;

Yargıtay Ceza Dairelerinin onama kararına karşı “süre sınırı olmaksızın” Sanık lehine başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu mevcuttur. CMK 308 maddesi uyarınca Yargıtay C. Başsavcılığı Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen onama kararlarına itiraz ederek onama kararının kaldırılmasını, sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün temyizen bozulmasını ve neticesinde sanığın beraatine karar verilmesini veya daha az cezaya mahkum edilmesini sağlayabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazına rağmen Yargıtay ceza dairesi onama kararında direnirse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermek zorundadır ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu uyuşmazlığı giderecek şekilde son kararı verir.

Yargıtay C. Savcılığı genellikle Sanık Müdafiinin talebi üzerine harekete geçerek CMK. 308. uyarınca inceleme yapmakta ve itirazda bulunup bulunmayacağına karar vermektedir. (CMK. 308 uyarınca itiraz yoluna başvurma konusunda Yargıtay C. Savcılığının herhangi bir başvuru olmaksızın, kendiliğinden” de harekete geçebilme imkanı vardır. Ancak Yargıtay’daki yoğun iş yükü dikkate alınırsa onbinlerce dosya arasından dosyanıza ciddi vakit ayrılıp, mağduriyetinizin farkına varılıp itiraz sebeplerinin tespit edilerek kendiliğinden itiraz yoluna gittiğine uygulamada pek rastlanmamaktadır. Bu nedenle CMK 308’in ne olduğunu ve uygulamasını bilen (çoğu meslektaşın bu konudan bihaber olduğuna sıkça şahit olmaktayız), daha önce bu konuda başarı sağlamış bir ceza avukatının desteğinden yararlanarak aleyhinize verilen onama kararına karşı CMK 308 uyarınca itirazda bulunulması konusunda  Yargıtay C. Başsavcılığı’na müracaat edilmesi faydanıza olabilir.

Ekran Resmi 2015-09-30 13.45.30

post

Ağır Ceza Mahkemesinin Görevine Giren Suçlar

Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere,

Yağma, irtikap, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Düşmanla işbirliği yapmak, Devlete karşı savaşa tahrik, Temel milli yararlara karşı hakaret, Yabancı devlet aleyhine asker toplama, Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma, Anayasayı ihlal, Düşman devlete maddi ve mali yardım, Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı, Yasama organına karşı suç, Devamı

post

Çocuğun Cinsel İstismarı

Ceza kanunumuz 18 yaşını tamamlamamış kişileri çocuk olarak kabul etmiş, yetişkinlere nazaran çok daha sert yaptırımlarla korumuştur.

TCK. Çocuklar hakkında yaş bakımından ikili bir ayrım yapmıştır.

15 yaşını tamamlamamış veyahut tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı yapılan her türlü “cinsel davranış” cinsel istismardır. Bu gruptaki çocukların rızalarının bulunup bulunmamasının bir önemi yoktur çünkü rızaları geçerli kabul edilmemektedir. Devamı